Üç büyükşehir bu gazeteci-danışmanları konuşuyor

Hürrem Elmasçı

Çocuklar havalar sıcak, peki bu sıcakta ne yapılır?

Klimayı açar, soğuk limonatanı yudumlarsın.

Siyasaldan arkadaşım Ayla geçenlerde bir kitap okumuş hemen aradı…

“Hürrem bu kitabı mutlaka okumalısın” dedi.

Alman gazeteci Udo Ulfkotte’nin “Satılmış Gazeteciler” kitabı…

Benim torunlara söyledim hemen sipariş verdiler.

İşte ben de bu bunaltıcı havayı serinletmek için başladım okumaya…

Çocuklar ne serinlemesi okudukça sinirlendim… “Nefesim daraldı” derler ya işte öyle oldum…

Udo Ulfkotte demiş ki: “Söz konusu olan sadece tek bir şeydi: hayır, gerçeğe uygun habercilik değil. Söz konusu olan para ve kişisel çıkarlardı. İnsan çıkarlarının peşine düşmüştü.(Sayfa 93)”

Rahatlamak istemiştim ama olmadı, dedim ki “biraz ara vereyim…”

Bıraktım kitabı biraz sosyal medyaya bakayım dedim…

Bakmaz olaydım çocuklar…

Ankara’nın eski Büyükşehir belediye başkanı Melih Gökçek’le gazeteci-danışman Ali Haydar Fırat arasında kıyamet kopmuş.

Çocuklar yaşanan tartışmayı öğrenince “bu kadar da olmaz” dedim.

Neymiş efendim Melih Gökçek’in iddiası: “Ali Haydar da Kılıçdaroğlu’nu sattı… Ali Haydar (işçi) ve karısı Çankaya Belediyesinde çalışır… Ali Haydar’ı acaba Alper Taşdelen mi konuşturdu?”

Ali Haydar Bey de Melih Gökçek’e yanıt vermiş: “Sayın Melih Gökçek, bizim kitabımızda alıp satmak yoktur. Beynimizi, kalbimizi, halkın emeğini, milletin malını parsellemeyiz. Eşim ile ilgi cümle kurma onun yürüdüğü yola seni paspas yapar sererim. Hiçbir belediyede çalışmıyorum. Alper Başkanla 3 yıl önce yollarımızı ayırdık.Yüreğimizden kopmayan söz bizde dile gelmez, kimse söyletemez.”

Çocuklar, bu tartışmayı okurken telefonum çaldı.

Ayla arıyor yine… “Kitapla ilgili mi konuşacak acaba” diye düşünürken bomba bir kulis patlattı…

Tabii “Satılmış Gazeteciler” kitabını önerdiği için “medya sektörü kulisini yazmak da Hürrem’e yakışır” diye düşünmüş canım arkadaşım…

YAZMAZSAM OLMAZ

Ah çocuklar duyunca yine halimize üzüldüm ama ne yapayım yazmasam da olmaz…

Neyse uzatmayayım sözü Ayla’ya bırakayım…

“Üç büyükşehirden de faydalanan gazeteciler var duydun mu? Danışmanlık adı altında otel rezidanslarında kalanlar, devlet büyüklerinin ismini verip belediyelerin kafe işletme ihalelerine girenler, bağlı bulundukları vekil adına iş bitirenler ve ‘maaş’ alanlar.”

Dur ayol sakin sakin anlat… Tabii anlattıklarına sinirlenmemek elde değil…

Çocuklar konuşurken ağzımdan ister istemez “Emin misin” sorusu çıktı…

Ayla devam etti:

“Yok kız çamur atmıyorum, gerçekten bi sen duymamışsın bir de ben… Tüm gazetecilerin dilinde bu anlattıklarım. Hatta bu gazeteci danışmanlardan biri de kendisine ‘muhalif’ diyor biliyor musun?”

“Kapat kapat, ben ‘Satılmış Gazeteciler’ kitabını okuyacağım, belki bir gün namuslu biri de Türkiye’yi yazar” dedim.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*